Açık Toplum

13/2/2009

ÜNİVERSİTAS


 Üniversiteli olmanın, anlamı yalnızca 195 dakikayı atlatabilmekte ve bir bölüm tercih edip gitmekte değildir.
Ancak şimdiye kadar ki, danışmanlık ve rehberlik anlayışı öğrenciyi üniversiteye kadar itti. Sonrasına aldırış bile etmedi... Üniversite esnasında kendisine katması gerekenlerden, yapabileceklerinden, bir üniversiteli olarak nasıl fırsatları olduğundan onu kimse haberdar etmedi. Okuldan çıktıktan sonra, sosyal bir platformda nasıl var olacağını, kendisine nasıl bir çalışma haritası çizeceğini, nasıl vazgeçilmez bir çalışan haline geleceğini de kimse ona söylemedi...
Bir kişi hariç...
Şimdi Ercan Turan, öğrenciyi ÖSS'ye kadar itekleyip sonra da ortadan kaybolan rehberlik ve danışmanlık alışkanlıklarını yıkıyor; ÖSS'li değil ÜNİVERSİTAL yani üniversite kimliğini kazanan bireylerin varlığını ve gelişimini hedefliyor.

22/1/2009

Felsefe nerede?

Bir soru sorduğunuzda, örneğin bir arkadaşınızı ararken, onun nerede olduğunu sorduğunuzda muhattabınız onu tanıyan biridir öyle değil mi? Ben de bu soruyu, felsefenin nerede olduğu sorusunu yalnızca felsefeyi tanıyanların yanıtlaması gerektiğine inanıyorum. Onun hakkında yanlış, eksik ve şöyle-böyle kanılar geliştirmiş kişiler kesinlikle bu sorunun muhattabı değildir.

Bana kalırsa, -ki bu başlangıç bence felsefenin bel kemiğidir:)- felsefenin pratikte yaşamadığını söyleyenler, onu neredeyse bir ilüzyona indirgeyenler ya da bir grup sözüm ona entellektüelin atıp tuttuğu liriklerden farksız tutanlar kimlerdir biliyor musunuz?

Bana kalırsa :) onlar kendilerine enfes bir kütüphane alıp içine kitap koymayı unutanlar, kitap koysalar da okumayı unutanlardır... Metaforun amacını saptırmadan hemen belirteyim, ellerindeki bir grup teori ile ne yapacaklarını kestiremeyen ve onlara ne yapacaklarını söyleyen bir kişi çıkmadan "aman canım felsefe dediğin bir kitap dolusu zırva, ne işime yarar bu felsefe" diyip işin içinden sıyrılmaya çalışandır.

Oysa ki, bugün sokakta gezerken, üzerinizi giyinirken, tırnaklarınızı törpülerken bile felsefe burnunuzun dibindedir!

Nasıl mı? mesela tırnaklarımı törpülememin neresi felsefi diyebilirsiniz? Oysa, bir kadın neden tırnaklarını törpüler, onu bunu yapmaya iten toplumsal, ahlaki motivasyon nedir diye bir kez bile sormak felsefidir.

Tamam gündelik işleri bir kenara bırakıyorum, sadece bir durum karşısında özgün bir tepki koyabilmek, nedenleriyle, niyetiyle, sonucuyla bir durumu kavramaya çalışmak yani SORU SORARAK yaşayabilmek felsefidir.

Çıplak bir felsefe yapmak yani teori ya da kuramlar üretmek, bu bağlamda kitaplar yazmak ya da enstütüler kurmak da mümkün... Ki buna filozofluğu meslek olarak yapmak diyebiliriz. Ama bununla beraber, yaptığınız herhangi bir şeye ruhunu vermek, yaratıcılığı katmak, tutarlı olarak o işi ortaya koymak da sadece sanatsal değil filozofça bir tutumdur.

Yani isterseniz felsefeyi bir tutum olarak benimseyin, isterseniz hayatınızın içine belli bir dozda karıştırdığınız anlam katıcı bir etkinlik olarak zihninizi onayladığınız anda- ki bu onay sorarak olur diye düşünüyorum- felsefeye bulaşmış olursunuz.

Bir makineyi inşa ederken işte bu matematiktir diye somut bir şekilde ortaya koyamayacağımız ama o makineyi matematiksiz de üretemeyeceğimiz gibi, "insanca" davranışlarımızı, "insanca" varoluşumuzu da felsefe diye somut bir eşya olarak ortaya koyamayız ama felsefesiz bunlardan hiç biri insanca olmayacaktır...

Eğer felsefeyi birşekilde, okulda ya da kitapta ya da bilge bir adamın sözlerinde keşfettiyseniz; eğer keşfettikleriniz zihninizin onayını yapmanızda bir biçimde ateşleyici olduysa, bunu bir mesleğe indirgemek etkinliğin kendisine haksızlık olacaktır.

Felsefeyi tanıyanlar o teorilerle pratik arasındaki bağlantıyı süratle kurmaya başlarlar. Ama onu tanımayanlar bu bağlantının mümkün olmadığını iddia ederler. Bizler onların sesleri altında yaşayamayız. Onlar bu bağlantıyı keşfetsin de felsefeye hakettikleri değeri versinler diye de bekleyemeyiz.

Biz felsefenin o muazzam varlığını hayatlarımıza alırken, bir bedel ödemeyi kabul etmiş kişileriz. Bizler, kısmen yalnız kısmen de şanslıyız. Bu kez ses bizden geliyor... Felsefeyi tanıyanlardan...

 Sevgili Felsefedaşlarım, Bu kez ses bizden geliyor. Tornacılar kalifiye olsunlar elbette, bizim kalifikasyonumuzu ancak biz onaylayabiliriz. " E biz felsefeyi yazdıkta ne olacağız" diyenler, felsefeciliği ya da bütün iddiasıyla filozofluğu hala öss tercih rehberinde bir optik değer olarak kabul edenlerdir. Onlar da biz değiliz :)

Ezgi Uzmansel

16/1/2009

Yazılar nasıl bir bölüm?


Her türlü düşünsel yazın ürününü bu bölümde yayınlıyoruz. Dergimizin önceki sayılarından seçtiklerimizin yanı sıra, çeviriler, alıntılar ve daha önce hiç bir yerde yayınlanmamış ya da sadece kitapların köşelerinde kalmış değerli çalışmalar "yazılar" bölümünün içeriği...

16/1/2009

Düşünüyorum O Halde Varım, Nasıl Bir Bölüm ?

Felsefe tarihinin en hatırlı isimleri neler demiş??? Siz söylemek ister misiniz?
Bu kocaman sözler nelere gönderme yapıyor? Siz tartışmak ister misiniz?
...
Aslında duyar duymaz etkilendiğimiz onca söz bizim anladığımız koşullarda mı telaffuz edildi?
Her sözün bir hikayesi var mı?
Yoksa bazen bir filozofun yüzyıllara damgasını vuran o sözü söylemesi "an meselesi miydi?"
Düşünceler ve hikayelerini cogitoda paylaşalım...

16/1/2009

Değerlendirmeler nasıl bir bölüm?

Felsefe sadece bir okula özgü müdür?
Bir kişiye
Ya da bazı konulara...
Yoksa hayatın her alanını kaplar mı? Yani her gün içinde bulunduğunuz koşulları,yediğiniz yemeği,izlediğiniz filmi, çalıştığınız işi, giyindiğiniz kıyafeti, içtiğiniz kahveyi... Yani herşeyi felsefi olarak değerlendirmek mümkün müdür?
Eğer siz de bunun mümkün olduğunu düşünüyorsanız, durmayın yazın...

« Önceki ::